Göbeğinizdeki şişlik fıtık habercisi olabilir!... Göbek bölgesinde gözle görünür bir şişlik ve ağrıyla kendini belli eden göbek fıtığının tedavi edilebilmesi için erken teşhis şart...
Memorial Hastanesi Genel Cerrahi ve Organ Nakli Bölümü’nden Op. Dr. Yücel Yankol, “Göbek fıtığı ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.
Fazla Doğum Yapmış Kilolu Bayanlarda Risk Artıyor
Fıtık; karın bölgesindeki organların karın içini saran zarın oluşturduğu bir kese içerisinde, destek dokuların zayıf veya yırtık bir bölgesinden dışarı doğru çıkmasıdır. Karın duvarında çeşitli bölgelerde fıtık oluşabilmektedir. Göbek bölgesinde bu şikayetin olması durumunda göbek fıtığından bahsedilir. Yaklaşık 100 kişiden 4-5‘inde fıtık şikayeti mevcut olup, bunların % 8-9 ‘u göbek fıtığıdır.
Göbek fıtığı doğumdan itibaren her yaşta ve cinste görülmekle birlikte, fazla doğum yapmış kilolu bayanlarda daha sık rastlanmaktadır.
Aşırı Ağır Kaldırma Nedenlerden Biri
Göbek fıtığı oluşması için öncelikle göbekte bir zayıflık olması gerekir. Bu zeminde karın içi basıncı artıran, kronik öksürük, kabızlık, aşırı ağırlık kaldırma, idrar yaparken zorlanmaya sebep olan durumlar ( prostat şikayeti ), fazla kilo, aşırı kilo kaybı, çok sayıda hamilelik, assit ve karında kitleler göbek fıtığına sebep olabilmektedirler.
Gözle Görülen Şişlik Ve Şekil Bozlukluğu
Belirgin olması durumunda göbek bölgesinde gözle görülebilen bir şişlik ve şekil bozukluğu mevcuttur. Göbekte baskı hissi ve künt bir ağrı da şişliğe eşlik eder. Parmak ile göbek halkası hissedilir. Şişlik içeriye doğru itilebilir. Şikayetler fiziksel aktivite ile artabilmektedir.
Erken Teşhis Önemli
Göbek fıtığının içinde genellikle karın içi yağ dokusu olan omentum ve ince bağırsak bulunur. Göbekteki şişlik içeriye itilemiyorsa, hassasiyet artmışsa, tuvalet yapamama, bulantı ve kusma olmuşsa, akla dışarıya çıkan karın içi organların fıtık deliğinde sıkışması sonrası dolaşımın bozulması, doku harabiyeti olduğu ve sıkışan organın canlılığını kaybetmeden acil ameliyat gerektiği akla getirilmelidir.
Erişkin döneminde göbek fıtığının tek tedavisi cerrahidir. Göbek fıtığı zaman geçtikçe büyümesi ve kilolu hastalarda ciddi sorunlara sebep olabilmesi nedeniyle başlangıç halinde küçük boyuttayken ameliyat ile onarılması daha kolay ve sonuçları açısından daha başarılıdır. Ameliyat öncesi ideal olan hasta kilolu ise kilo vermesi ve karın içi basıncı arttıran etkenlerin (kronik öksürük, kabızlık, prostat şikayetleri, asit vb ) tedavi edilerek ortadan kaldırılmasıdır.
Ameliyat esnasında genellikle göbek çukuru korunmaya çalışılır. Ameliyat açık yöntemler ( Primer kapama ve yama ile tamir ) ile veya laparoskopik (kapalı) yöntem ile gerçekleştirilir.
Baş ağrıları pek çoğumuz için günlük hayatımızın belki de sıradan bir parçasıdır. Peki normal şartlarda bir ağrı kesici içerek geçiştirdiğimiz bu ağrı, giderek şiddetlenirse?... İşte o zaman bu ağrılar ölümcül bir hastalığın belirtisi olabilir.
Memorial Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kaynar'ın verdiği bilgilere göre, tümör, insan vücudunda olmaması gereken yerde oluşan bir doku ya da herhangi bir dokunun olması gereken yerde kontrolsüz büyümesidir. Bu bakışla insan vücudunda aslında çok korkmadığımız bir yağ bezesi de tümör kavramı içindedir.
Her Tümör Öldürücü Değildir
Sonuç olarak her tümör öldürücü değildir. Sadece beyin dokusunun bir istisnası vardır. Beyin kafatası içinde kapalı bir odada yer aldığından iyi huylu tümörler de, baskı sonucu öldürücü olabilirler. Bu sebeple beyin tümörü demek ölüm demek değildir; ancak doğru müdahale ve doğru zamanla...
Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan lezyonlar bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde normal beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez.
Beynin her iki yarım küresi kafatası içine simetrik olarak yerleşmiştir. Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmıştır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum, simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır.
Bu Belirtilere Dikkat!
Aşağıdaki belirtiler görüldüğünde kafa içi basıncının artmasından şüphelenilir:
1- Baş ağrısı
2- Apati (hareket ve mimiklerde yavaşlama)
3- Bulantı, kusma
4- Epilepsi nöbetleri
5- Beyinde yerleştiği yere göre vucudun bazı bölgelerinde güçsüzlük belirtileri
6- Kişilik bozuklukları, bazı yeteneklerde (hesap yapma, yazı yazma gibi) bozulma.
Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil her yaşta görülebilir; kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı da tümör cinsine göre değişir.
Erken Teşhis Hayat Kurtarır
Kesin teşhis için, kafa içini ve beyini görüntülemek amacıyla beyin tomografisi veya MRG tetkiki gerekir, kimi zaman göz dibine bakılır.
Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür.
1- İyi huylu tümörler (beyin hücresi kaynaklı olmayan ): Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Tek bir operasyon ile hayatın sonuna kadar kür şansı vardır.
2- Kötü huylu tümörler (beyin hücresinin kendi tümörleri ): Çok hızlı ürerler. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Aslında tümörleşen doku beynin fonksiyonlarını gerçekleştiren kendi dokusudur. Bu sebeple aslında cerrahi olarak çıkarılan her doku fonksiyon kaybıdır. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörlere vücudun başka bir bölgesinden beyin dokusuna yayılmış metastatik tümörlerde girer.
Kötü Huylu Tümörlere Cerrahi Müdahale Şart
Beyin tümörlerinin tedavisi sıklıkla cerrahidir. Cerrahi tedavi sonrası kimi zaman kemoterapi kimi zaman radyoterapi bazen her ikisi ile kombine tedavi yapılır. Beyin tümörlerinde uzman ekiplerin gerçekleştirdiği ameliyatlar ile son derece başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Birçok insan doktora gitmeye utandığı için bu hastalıklarla nasıl başedeceğini bilemiyor. Sun gazetesinde yer alan haberde, en utanç verici sağlık problemleri ve bunları düzeltmenin yolları şu şekilde açıklandı:
1. Ağız Kokusu:
Nefesinizin kötü kokması genellikle sabahları, özellikle ağzınız açık olarak uyuduğunuzda görülür. Fakat bazı insanlar, sosyal hayatlarını etkileyen derecede sürekli olan ağız kokusundan şikayet eder.
Nedeni: Susuzluk, bakımsız dişler, iltihaplı dişetleri ya da çok fazla alkol. Nadiren sünüs ya da akciğer sorunu da ağız kokusuna yol açabilir.
Tedavisi: Yeni bir diş fırçası alın ve dilinizi de fırçalayın. Tükürük akışınızı düzenlemek için sigara içmeyin, daha az kahve ve daha fazla su için. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa doktora ya da dişhekimine gidin.
2. Bağırsak Problemleri:
İnsanlar günde ortalama 12 kez gaz çıkarırlar. Ancak, bunun daha sık olması bir sağlık sorunu olduğunun göstergesidir.
Nedeni: Sık sık gürültülü gaz çıkarıyorsanız, bunun nedeni İrritabl Bağırsak Sendromu ya da bağırsak kanseri olabilir. İshale gelince, küçük çocuklardaki rotavirüs gibi enfeksiyonlar en yaygın nedendir. Yetişkinlerde görülen bağırsak sorunları ise besin zehirlenmesi, ishal, bağırsak kanseridir.
Tedavi: Gaz çıkarmamak için, gazlı içeceklerden uzak durun ve hava yutmamak için daha yavaş yemek yiyin. Eğer, belirtiler devamlı oluyorsa ve kendinizi hasta hissediyor, kilo veriyorsanız doktora gitmelisiniz.
İshal için yetişkinler birkaç günlüğüne reçetesiz ilaçları deneyip ishalin geçip geçmediğini gözlemleyebilir.
3. Cilt Sorunları:
Herkesin sizi işaret ettiği hissine kapılabilirsiniz, ancak cilt sorunları başkaları için daha az aşikardır. Akne ve egzama, utanılan en yaygın cilt sorunlarından ikisidir.
Nedeni: Akne, pul pul olan olan ve kaşınan cilt.
Tedavisi: Akne reçetesiz ilaçlara genellikle yanıt veriyor, eczacınıza sorabilirsiniz, ancak bazen dermatologa gitmeniz gerekebilir.
4. Aşırı Terleme:
Aşırı kiloluysanız, aşırı alkol tüketiyorsanız ya da fazla baharatlı yiyecekler yerseniz terleyebilirsiniz. Ergenlik çağındakiler de aşırı terler.
Tedavisi: Kilo verin, içkiyi kesin ve güçlü bir ter önleyici kullanın. Bunlar işe yaramazsa, doktorunuza gidin.
5. Kızarma:
Birçok insan zor durumda kaldığında yüzü kızarır. Fakat bazı insanlar ise şapkası düştüğünde ya da hiçbir neden olmaksınız kızarır.
Nedeni: Sıcak basması menopozdan kaynaklanır. Bazı insanlar Çin yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat isimli tatlandırıcı maddeyi yedikleri zaman kızarırlar.
Tedavisi: Eğer ergenlik çağındaysanız, kızarıklık bundan kaynaklanıyor. Değilseniz, baharatlı yiyecekleri, alkol alımını ve sıcak içecekleri kesin, kalın giysiler giymeyin.
6. Obezite:
İnsan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olan obezite son yıllarda tüm dünyada hızla yayılıyor.
Nedeni: Genelde yaktığınızdan daha fazla kalorili yiyecekler yemekten meydana geldiği biliniyor. Ancak, bazen obezitenin altında başka nedenler yatıyor: kortizon tedavisi veya troid bezinin az çalışması gibi.
Tedavisi: Eczacınızdan yardım alabilir, internette diyet sitelerine bakabilir ya da WeightWatchers isimli Amerikan diyetini uygulayabilirsiniz.
İlk kez anne baba olan ebeveynler mutluluk ve heyecan kadar endişe de duyarlar. “Bebeğim yeteri kadar uyuyor mu?”, “Boy ve kilosu normal mi?”, “Gerçekten gülüyor mu?”, “Bizi ne zaman tanıyacak?” gibi sorular anne babaları bebek büyüyene kadar meşgul eder.
Bu konuda anne babalara büyük görevler düşmektedir. Bebeğin fizyolojik ve psikolojik gelişimini yakından takip ederek onu sağlıkla büyütmek mümkündür.
Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Salihoğlu Kural'ın verdiği bilgilere göre, bebeğiniz doğduktan sonra endişeleriniz gün be gün artacak, bebeğinizi en sağlıklı ve doğru şekilde büyütmek için elinizden geleni yapacaksınız. Düzenli sağlık kontrolleri ya da sağlam çocuk izlemi ile bebeğinizin sağlıklı bireyler olana dek tüm büyüme ve gelişim basamakları çocuk doktorunuz tarafından takip edilecektir. Ama gelişimin ve büyümenin en hızlı olduğu ilk yılda bebeğinizdeki gelişmeleri ilk anne babalar fark eder. Bebekler kar tanesi gibidirler, hiçbiri birbirinin aynı değildir. Bu yüzden her bebeğin gelişimsel özellikleri birbirinden farklıdır. Bazı gelişme basamaklarına bebekler erken veya geç ulaşabilir. Ebeveynler kendi çocuklarını en iyi kendileri bilir, gelişim basamaklarını yakından takip edebilir.
Doğduğunda...
Bebeğin dış dünyaya alışmak için birkaç haftaya ihtiyacı vardır. Birkaç hafta rutin bir düzeni yoktur. Beslenme, uyku saatleri düzensizdir. Doğumdan hemen sonra daha hareketli olup birkaç gün sonra daha sessizleşebilir, sonrasında yine aktif olur.
Başlarını kontrol edemezler. Emme dürtüsü ile beslenirler. Vücudunu, kol ve bacaklarını eşit olarak hareket ettirebilir, 20-30 cm. ilerisini görebilir. Hareket eden cisimleri gözleri ile kısa mesafeden takip edebilir. Eli tutulursa, sıkıca kavrar. Sesin geldiği yöne doğru dönebilir. Onunla konuşulduğunda sakinleşir. Bebeğin 5 duyusu günden güne gelişir. Gülen yüzler, hoş, sakin sesler bebeğinizin ilgisini çeker. Annesinin kokusunu, sesini tanır.
Bu dönemde tüm bebekler büyürken sıcaklığa ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Onu kucağınıza alarak şımartmazsınız. Bebeğinizi sevgiyle, şefkatle sıkça kucağınıza alın. Bebeğiniz tutarken avuç içinizle başını destekleyin. Onu; sizin yüzünüzü görebileceği kadar yakın tutun. Onunla konuşun ve şarkı söyleyin. Parlak, değişik renkli objeler gösterin.
2-3'üncü Aylarda...
Onunla konuştuğunuzda ‘ agulama ‘ başlar. Size daha çok karşılık vermeye, ilginizi fark etmeye başlar. Size güler, sizi izler, yanından ayrıldığınızda tepki gösterir. Kucağa alınınca, ilgi gösterilince sakinleşir. Kadın- erkek seslerini ayırt eder. Sert konuşmalarla, sakin konuşmaları ayırır.
Objelere daha iyi odaklanır. Parlak cisimlere bakmayı tercih eder. İlk aylarda bebeklerin gözlerinde kayma normaldir. Kaymanın bu aylarda düzelmesi gerekir.
Baş kontrolü artık vardır, başını dik tutar. Yüzükoyun yatırınca, göğüs kafesine kadar gövdesini kaldırır. El ve parmaklarını keşfeder, ellerini dikkatle bakar. Elini tuttuğunuzda, sizin elinizi daha sıkı tutar.
Bu dönemde, bebeğiniz uyanık olduğunda yüzükoyun yatırın, boyun ve sırt kasları güçlensin.
Ses çıkaran, hareketli, renkli oyuncaklar alın. Avuçlayabileceği yumuşak oyuncaklar, çıngıraklar alın. Yatağının yanına kırılmayan ayna, yumuşak oyuncaklar, renkli kitaplar asın. Yüz yüze konuşun, şarkılar söyleyin, ismini kullanın. Gülümsemelerini, seslerini, mimiklerini taklit edin. Bebeğinizi sakinleştiren ses ve oyuncakları öğrenin.
4'üncü Ayda...
Bebekler bu ayda kendi etraflarında dönmeye başlarlar. Mutlu olduklarında daha çok ses çıkarırlarken, mutsuz olduklarında ağlar, kendilerini bu yolla ifade etmeye başlarlar. Diş çıkarma sıkıntıları başlayabilir. Elini sık sık ağzına götürecektir.
Bu dönemde, bebeğinize ilginizi gösterin. Onunla konuşun, şarkı söyleyin. Bazen sadece yüzüne bakıp gülümseyin. İkili ilişkinizin gelişmesine dikkat edin. Değişik sesler çıkaran oyuncaklar, ilgisini çekecek renkli objeler alın. Size özel “oyun zamanları” yaratın. Eline farklı dokularda oyuncaklar verin. Bebeğinizi sırt üstü yatırın , birlikte egzersiz yapın. Kollarını göğüs kafesi üzerinde çaprazlayın, tekrar açın. Bacaklarını ayak bileklerinden tutup yukarı- aşağı yavaş yavaş hareket ettirin.
6-7'inci Aylarda...
Bu aylarda önce destekli, sonra desteksiz oturmaya başlar. Mama sandalyesinde oturtmaya başlayabilirsiniz.
Kendi etrafında kolayca döner. El bilekleri üzerinde yüzükoyun durur. Oyuncaklara ilgisi artar. Oyuncağa uzanır, eli ve tüm parmakları ile istediği şeye uzanıp alır. Elindeki cisimleri, oyuncaklarını birbirine vurabilir. Bir elindeki cismi, diğer eline geçirebilir.
Onunla oynadığınızı anlar, karşılıklı ilişkiye daha çabuk girer. "Ce- e" yaptığınızda güler. Tek heceleri söylemeye başlar. Kendi ismini tanıyabilir.
Bu aylarda annesine bağlılığı artar, aile üyelerini tanır. Çocukları büyüklerden ayırır.
Ona şarkılar söyleyin. Kitap okuyun. Hayvanların çıkardıkları sesleri öğretmeye çalışın. Aynanın karşısına geçin, kendi görüntüsüne güler.. Müzik çalın, beraberce dans edin.
8-9'uncu Aylarda...
Artık yabancıları tanıyıp, yadırgayabilir. Şimdiye kadar topluluk içine rahatça çıkardığınız çocuğunuz, başkalarını görünce ağlayabilir. Mama, baba gibi heceleri söyler. Aynı sesleri sürekli tekrarlar ve daha fazla sesleri taklit edebilir.
Bu aylarda bir yerlerde tutunup, ayağa kalkabilir. Yavaş yavaş sıralamaya da başlayabilir. Yatar pozisyondan, oturur pozisyona kendisi geçebilir. Emekler, merdivenleri emekleyerek çıkabilir. Kollarının altından dik tutulunca adım atmak ister. Çevresindeki eşyalardan, objelerden zarar görmemesi için, evinizi güvenlikli hale getirmeniz gereklidir.
12'inci Ayda...
Artık bebeğiniz 1 yaşına geldi.. Bazı bebekler 1 yaşında yürüyebilir. Çoğu “ anne “, “ baba “nın anlamını bilir. Aileden insanlara bağlılık gösterebilir.
İnsanlarla oynamayı, oyuncaklarla oynamaya tercih eder. Onunla oyun oynayarak daha çok zaman geçirin. Hikayeler anlatın, şarkı söyleyin. Ona renkli çocuk kitapları okuyun. Diğer çocuklarla oynamasını sağlayın. Boya kalemleri alın, kalem tutmaya alıştırın. Renkli üçgen, kare, dikdörtgen şeklinde oyuncaklar alın. Yumuşak bir topla oyun oynayın.
Bu dönemde, eşyaları göstererek, isimlerini söyleyiniz. Tekrar ettikçe daha iyi öğrenecektir. Yeni şeyler öğrendikçe, onu yüreklendirin. Ona gülün, “ Aferin “ deyin.
Yaptığı şeylere çok fazla “ hayır “ demeyin. “ Hayır “ dediğinizde durması gerektiğini bilmeli, bu yüzden gerçekten gerektiği zaman kullanın. Onun her şeyi anladığını düşünüp, yapmaması gereken şeyleri neden yapmayacağını anlatın.
Hepimiz zaman zaman kıskançlıklar yaşarız. Bazılarımızınki tatlı kıskançlıklarken bazılarımız kıskançlığın dozunu kaçırırız. Peki, hemen herkesde ilişkileri ve romantizmi kimi zaman tüketen, kimi zaman da güçlendiren kıskançlığın türleri olduğunu biliyor muydunuz?
Kıskançlığın tarifi her ne kadar onu yaşayan her kişiye göre farklı bir biçime bürünse de, fazlası istenmeyen, yokluğu da çekilmeyen bu garip duygu halinin psikologlar tarafından kabullenilen tek ve genel bir tanımı bulunuyor: Değerli bir ilişkiye veya onun niteliğine tehdit algılanması durumunda verilen karmaşık bir tepki...
Bu karmaşık tepkinin içsel ve dışsal öğeleri bulunuyor. İçsel öğeler, genellikle dışardan görülmeyen duygular, düşünceler ve fiziksel belirtileri içeriyor: Gücenme, kendini suçlama, rakiple kendini karşılaştırma, toplum içindeki imajının sarsılmasından duyulan endişe ve kendine acıma gibi...
Kışkançlık Nasıl Ortaya Çıkıyor?
Kıskançlık fiziksel anlamda yüz kızarması, ellerde titreme ve terleme, nefessiz kalma, mide krampları, baygınlık hissi, hızlı nabız ve uyuma güçlüğü gibi semptomlarla belirebiliyor. Bu duyguyu oluşturan dışsal öğeler ise sorun hakkında açıkça konuşma, bağırma, ağlama, konuyu önemsemiyor gibi görünme, alaya alma, karşılık verme veya şiddete başvurma gibi kolayca görülebilir bazı davranışlarla ifade ediliyor.
Gerçek ya da Sanal Tehditler
Kıskançlık tepkisi, ilişkiye bir tehdit algılanmasıyla tetikleniyor. Algılanan tehdit gerçek ya da sanal olabiliyor. Örneğin bir erkek karısının başka erkeklere ilgi duyduğunu düşünürse, tehdit onun çılgın hayalinden kaynaklanmasına rağmen yoğun bir kıskançlıkla tepki gösterebiliyor. Öte yandan evliliğinde kendini güvende hisseden bir erkek karısı başka erkeklerle yakın ilişkideyken bunu ilişki için tehdit olarak algılamıyorsa kıskançlıkla tepki vermeyebiliyor.
Sebepler Birbirinden Farklı
Kıskançlık tepkisini doğuran duyguların öncelikleri de kişiden kişiye değişebiliyor. Kimileri için kıskançlığın en önemli öğesi terk edilme korkusuyken, bazıları için birincil öğe başkalarının gözünde değer yitirmek olabiliyor. Bazıları için en acı veren olay ihanete uğramakken, kimileri için en önemli öge rekabet olabiliyor.
Temelde Neler Var?
Kıskançlık değişik şekiller ve değişken yoğunluk derecelerinde görülmesine rağmen bir eğilimle karşı karşıya gelme veya bir olayın tetiklemesiyle ortaya çıkıyor. Bu eğilim içinde yetiştiğimiz kültür tarafından biçimlendiriliyor. Bazı kültürler kıskançlığı körüklerken, diğer kültürler kıskançlığı hoş görmeyebiliyor. Kıskançlık eğilimi bireyin yetiştiği aile tarafından da yönlendiriliyor. Anne ya da baba arasında aldatma ya da kıskançlık krizlerinin yaşandığı bir ailede yetişen kişi, anne ve babanın güvenli bir sevgiyle birbirine bağlı olduğu bir ailede yetişen kişiye göre kıskançlığa daha fazla eğilimli olabiliyor. Çocukluk dönemini kardeşleriyle rekabet duygusu içinde geçirmiş olan bir insanın kıskançlığa eğilimli olma ihtimali de yüksek olabiliyor. "Sosyobiyolojik yaklaşım" kadın ve erkeğin doğuştan kıskançlık eğilimlerini cinsiyet farklılıklara bağlarken "sosyopsikolojik yaklaşım" kıskançlığın nedenlerini kültürel normlarda arıyor.
Çocukluk travmaları yaşayan bir kişi yetişkinlik döneminde bunun yansımalarını alınganlık, korku veya güvensizlik olarak yaşayabiliyor. Aşık olduklarında duygularına karşılık gördükleri zaman bu korkular azalıyor ve kendilerini güvende hissediyorlar. Aşık olunan insanı kaybetme korkusunun kıskançlık tepkisine dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.
Sizin Kıskançlığınız Normal mi, Anormal mi?
Kıskançlıkla verilen bazı tepkiler o kadar aşırı olabiliyor ki, bunların patolojik olduğunu görmek için uzman olmak gerekmiyor. Normal kıskançlık köklerini gerçek tehditten alırken sanrılı kıskançlık gerçek veya olası tehdidin bulunmaması durumunda da devam ediyor. Sadık karısından şüphelenen ve onu takip eden adam sanrılı kıskançlığa iyi bir örnek olabilir. Anormal kıskançlık tanımlamasıyla tarif edilen kıskançlık türleri ise kronik ve akut kıskançlıklar olarak biliniyor. Akut kıskançlık hiç kıskanç olduğunu düşünmeyen, ancak partneri tarafından aldatıldığında bunu keşfeden kişilerde görülüyor.
Kıskançlıkla Baş Edilebilir mi?
Aile terapisti Sevil Gençay kendisine kıskançlık sorunuyla başvuran kişilerin en sık sordukları sorulardan birinin "Kıskançlık yenilebilir mi?" olduğunu söylüyor ve kendisinin verebildiği yanıtın "Evet, ama zorlukla" olduğunu da eklemeden geçemiyor. Gençay'a göre diğer tüm duygusal deneyimler gibi kıskançlık da doğru şekilde ele alındığında gelişime yol açabiliyor. Kıskançlıkla baş edebilmek için yapılması gereken en öncelikli şey bir uzmana başvurmak. Uzman kontrolünde yapılan terapide ilk aşamada kıskançlık sorununun farkına varmak konusunda çaba gösteriliyor. Daha sonra bu konuda bir şeyler yapma sorumluluğunu almak, ne yapılabileceği ve yapılması gerektiği konusunu açıklığa kavuşturmak, yeni yöntemler üretmek ve eski yöntemleri geliştirmek gibi aşamalar izlenerek çözüme ulaşmaya çalışılıyor. Kıskançlık sorununun farkına varmanınsa iki unsuru bulunuyor: Bunlardan biri sorun olduğunu fark etmek, diğeri ise sorunu kıskanç kişinin suçu olarak görmek yerine ilişkinin belirli dinamiklerinin veya belirli bir durumunun işlevi olarak değerlendirmek. İnsanlar bunun farkına varınca, başa çıkmanın odak noktası, "Beni bu kadar kıskanç yapan şey nedir?" sorusundan, "Kıskançlığımın bu kadar kolay ortaya çıkmasını önlemek amacıyla durumu değiştirmek için ne yapabilirim?" sorusuna kayıyor. Kıskançlık yaratan ilişkide belirli davranışlar belirli çabalar sonucu değiştirilebiliyor. Çünkü kıskançlık "sadece farkındalıkla aşılabilecek bir tutkunluk patlaması" olarak tanımlanıyor.